Dil ve Konuşmayla ilgili Kompozisyon örneği

İnsanoğlunun çektiği dili belasıdır derler. Susmayı gerektiren yerlerde susmamak, olumlu olumsuz heyecan gösterileri yapmak, yerli yersiz müdahalelerde bulunmak birçok kayıplara sebep olur “Söz gümüşse sükût altındır” derler Her ne kadar insan altta kalmamak çabasında ise de, bazı durumlarda dilini tutabilmek, konuşmaktan çok daha değerli ve yerindedir Bilhassa heyecan ve öfke anlarında zapt edilmesi gereken bir organdır dil Küçük bir gevşeklik anı, onarılmaz hataların yapılmasına yol açar Bir kere söylenilen söz geri alınmaz ve yaptığı hasar kolay kolay onarılamaz.

İnsanın dilini tutabilmesi, bir bakıma iradesine hâkim olabilmesi demektir. Özel hayatımızda birtakım nedenler yüzünden haksızlıklara uğrayabilir, umulmadık durumlarla karşı karşıya kalabiliriz Böyle durumlarda hemen paniğe kapılıp itibarımızı sarsmaktan, çevremizde olumsuz bir etki bırakmaktan sakınmalıyız Gücümüzü heyecan tepkilerimizin ifadesi olan konuşmalara bağladığımız sürece hatalara ve yanılgılara uğramaktan, güç durumlara düşmekten kendimizi kurtaramayız.

Böyle, sonradan pişmanlık verecek güç durumlara düşmemek için, olaylara hâkim olabilecek bir olgunluğa ve irade kuvvetine sahip bulunmak gerekir Heyecanlarımızı, tatminsizliklerimizi dışa vurmamak her zaman bizim lehimizedir. Çevrede itibar ve saygı gören insanlar, az, öz ve yerinde konuşan kimselerdir.

2. Kompozisyon Örneği

Her dil, kendini konuşan milletin, yüzyıllar içinde müştereken yarattığı sosyal ve millî bir müessesesidir. Dolayısıyla dilde, kendini var eden milletin mantığı, düşünce tarzı, yaratıcılığı saklıdır. Daha açık bir ifadeyle, her bir dilin sahip olduğu kendine has yapı ve mantık dokusu, o dili konuşan millete aittir.
Daha da önemlisi, yüzyıllar boyunca bu dili işleyen, geliştirip zenginleştiren millet, kendi tarihini ve kimliğini diline yükler. Çoğu zaman değişik sayılardaki seslerden teşekkül etmiş basit mânâlı birlikler olarak gördüğümüz kelimeler, gerçekte o kelimelere hayat veren milletin kültür atomcuklarıdır. Her birinin içinde de o milletin kültürüne ait büyük değerler saklıdır. Zevklerimiz, ihtiraslarımız, hüzünlerimiz, sevinçlerimiz, ideallerimiz, dünya görüşümüz ve hayatımız, zamanla kelimelerin mânâ, duygu, çağrışım ve ses dünyasına siner. Öyle ki, bir kelime bir tarih, bir kültür olur. Kelimeler üzerinde tek tek düşündüğümüzde veya dilimizden beş-on kelimeyi atmaya kalkıştığımızda, bu hususu çok daha iyi anlarız.
Nitekim Atatürk, dil ile “millî his” arasında çok yakın ilişki görür. “Millî his ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin millî ve zengin olması millî hissin inkişâfında başlıca müessirdir. Türk dili dillerin en zenginlerindendir, yeter ki bu dil şuurla işlensin.”
Üstelik milletler, bütün kültür değerlerini çok büyük ölçüde dillerine yüklerler. Asırların ötesinden süzülüp gelen kültür değerlerimizi, ancak dilin taşıyıcılığı vasıtasıyla sahip olabiliriz. Türkülerimizi, şarkılarımızı, ninnilerimizi, manilerimizi, atasözlerimizi yüzyılların ötesinden bize getiren kimdir? Bu açıdan kültür değerlerini dünden bugüne, bugünden de yarına taşıyabilmenin, geniş kitlelere mal edebilmenin en sağlam, en emin, en kalıcı yolu dildir. Hele bu değerler yine dil vasıtasıyla, insanın önemli icatlarından biri olan yazıya geçirilirse, çok daha kalıcı olacaktır. Bir düşünün, eğer Ahmet Yesevî ve Yunus Emre ilâhî aşkını, Süleyman Çelebi Hz. Peygambere olan sevgisini, Karacaoğlan beşeri aşkını, Fuzûlî yalnızlık ıstırabını, Mehmet Akif, vatan, millet ve istiklâl sevgisini dile dökmemiş olsaydı neler kaybederdik? Neler kaybederdik, Orhun Âbideleri, Dede Korkut Hikâyeleri, Divan-ı Lügat’it-Türk, Kutadgu Bilig, Atabet’ül-Hakayık gibi kültür çınarlarımız, ecdadımız tarafından dil ve yazının emin ellerine emanet edilmemiş olsaydı? İşte bu noktada dil, hem kültürün mahfazası hem de onun geniş kitlelere yayılması ve gelecek nesillere taşınmasında en sağlam ve en emin bir kültür köprüsüdür.
Özetle dil, toplumları millet kılan en temel ve en hayatî kültür değerlerinden birisidir. Bunun da ötesinde dil, milletin kültürünün kendinde yansıdığı bir ayna, kültürün kendinde saklandığı ve korunduğu bir mahfaza, kültürün ifade vasıtası ve geniş kitlelere taşınması veya gelecek nesillere aktarılmasında en sağlam ve sağlıklı bir köprüdür.

Bu Yazıyı Paylaş! Google+!

Kategori: Eğitim - 49 viewsYorum Yazın

Selçuk Gönültaş

DMCA.com Protection Status