Orhan Veli Kanık Kimdir? Hayatı, Eserleri, Biyografisi

Sponsorlu Bağlantılar

Orhan Veli Kanık  Melih Cevdet ve Oktay Rifat ile birlikte yenilikçi Garip akımının kurucularındandır. Türk şiirindeki eski yapıyı temelinden değiştirmeyi amaçlayarak sokaktaki adamın söyleyişini şiir diline taşıdı. Şair 36 yıllık yaşamına şiirlerinin yanı sıra hikâye, deneme, makale ve çeviri alanında birçok eser sığdırdı.

Hayatı

Yeni bir zevk ortaya çıkarabilmek için eski olan her şeyden uzak duran Orhan Veli, hece ve aruz vezinlerini kullanmayı reddetti. Kafiyeyi ilkel; mecaz, teşbih, mübalağa gibi edebi sanatları gereksiz bulduğunu açıkladı. “Geçmiş edebiyatların öğrettiği her şeyi, bütün geleneği atmak” amacıyla yola çıkan Kanık’ın bu arzusu şiirinde kullanabileceği teknik olanakları azaltsa da şair, ele aldığı konular, bahsettiği kişiler ve kullandığı sözcüklerle kendine yeni alanlar oluşturdu. Yalın bir anlatımı benimseyerek şiir dilini konuşma diline yaklaştırdı. 1941 yılında, arkadaşlarıyla birlikte çıkardıkları Garip adlı şiir kitabında bu fikirlerinin örnekleri olan şiirleri yayınlandı ve Garip akımının doğmasına sebep oldu. Bu akım özellikle 1940-1950 yılları arasında Cumhuriyet dönemi şiirinde büyük etki bıraktı. Garip şiiri hem yıkıcı hem de yapıcı özelliği ile Türk şiirinde bir mihenk taşı kabul edilir.

Kanık, şiire getirdiği bu yenilikler yüzünden önceleri büyük ölçüde yadırgandı, çok sert eleştiriler aldı ve küçümsendi. Geleneklerin dışına çıkan eserleri, önce şaşkınlık ve yadırgama, daha sonra eğlenme ve aşağılamayla karşılansa da hep ilgi uyandırdı. Bu ilgi ise kısa zamanda şaire duyulan anlayış, sevgi ve hayranlığın artmasına yol açtı. Sait Faik Abasıyanık da Orhan Veli’nin bu yönüne dikkat çekerek onu “üzerinde en çok durulmuş, zaman zaman alaya alınmış, zaman zaman kendini kabul ettirmiş, tekrar inkâr, tekrar kabul edilmiş; zamanında hem iyi hem kötü şöhrete ermiş bir şair” olarak tanımladı.

Her ne kadar Garip döneminde yazdığı şiirleriyle öne çıksa da Orhan Veli “tek tür” şiirler yazmaktan kaçınmıştı. Durmadan arayan, kendini yenileyen, kısa yaşamı boyunca uzun bir şiir serüveni yaşayan Kanık’ın edebiyat hayatı farklı aşamalardan oluşmaktadır. Oktay Rifat bu durumu “Orhan Fransız şairlerinin birkaç nesillik şiir macerasını kısacık ömründe yaşadı. Türk şiiri onun kalemi sayesinde Avrupa şiiriyle atbaşı geldi.” ve “Birkaç neslin belki arka arkaya başarabileceği bir değişmeyi o birkaç yılın içinde tamamladı.” sözleriyle açıkladı.

Çocukluğu ve eğitimi

Orhan Veli Kanık, 13 Nisan 1914’te Beykoz’a bağlı Yalıköyü’nde bulunan İshak Ağa Yokuşu’ndaki Çayır Sokağı’nda 9 numaralı konakta dünyaya geldi. Babası İzmirli tüccar Fehmi Bey’in oğlu Mehmet Veli, annesi ise Beykozlu Hacı Ahmet Bey’in kızı Fatma Nigar Hanım’dır. Nüfus tezkeresi suretine göre asıl ismi Ahmet Orhan olan şairin babasının adı Veli olduğu için, sanatçı Soyadı Kanunu’ndan önce Orhan Veli olarak tanındı. Orhan Veli’nin babası evlendiği sırada Mızıka-yı Hümayun’da klarnist idi. Cumhuriyet’in ilanından sonra ise Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nın şefi oldu. Veli Kanık, hem bu yeni görevi hem de Musiki Muallim Mektebi’nde (Ankara Konservatuvarı) armoni profesörü olması dolayısıyla 1923-1948 yılları arasında Ankara’da yaşadı. Bu dönemde bir süre Ankara Radyosu’nda müdürlük de yapan Veli Bey, daha sonraki yıllarda İstanbul Konservatuvarı’nda ilmî kurul üyesi ve İstanbul Radyosu’nda ses uzmanı olarak çalıştı. Orhan Veli’nin kendisinden küçük iki kardeşi vardı. Bunlar Vatan Gazetesi muhabirlerinden Adnan Veli Kanık ve Füruzan Yolyapan’dır. Şairin ayrıca, bir yaşında iken Ankara’da ölen Ayşe Zerrin isminde bir kız kardeşi de olduğu söylenmektedir.

Orhan Veli’nin çocukluğu Beykoz, Beşiktaş ve Cihangir’de geçti. Mütareke sırasında Akaretler’de bulunan Anafartalar İlkokulu’nun ana sınıfına devam etti. Bir sene sonra ise bu okuldan alınarak Galatasaray Lisesi’ne yatılı olarak verildi. Yedi yaşındayken Halife Abdülmecit’in Yıldız Sarayı’nda düzenlediği bir düğünde sünnet edildi. 1925’te dördüncü sınıfı tamamladığında babasının isteği ile Galatasaray Lisesi’nden ayrılarak annesiyle birlikte Ankara’ya taşındı. Orada, Gazi İlkokulu’na yazıldı. Bir yıl sonra Ankara Erkek Lisesi’ne yatılı girdi. Kanık, çocukluğunda bazı hastalıklar ve tehlikeler de yaşadı. Örneğin, beş yaşında yanma tehlikesi geçirdi ve uzun süre tedavi gördü. Şair dokuz yaşında kızamık, on yedi yaşında ise kızıl hastalığına tutuldu.

Kanık’ın edebiyata olan merakı ilkokul sıralarında başladı. Bu dönemde Çocuk Dünyası isimli dergide bir hikâyesi basıldı. Ortaokulun yedinci sınıfındayken Oktay Rifat Horozcu ile tanıştı. Birkaç yıl sonra ise bir müsamere sırasında halkevinde Melih Cevdet Anday ile arkadaş oldu. Lisenin ilk yılında edebiyat öğretmeni Ahmet Hamdi Tanpınar’dı. Tanpınar, öğretmeni olduğu sürece Kanık’a öğütler verdi ve onu yönlendirdi. Şair, lise döneminde arkadaşları Oktay Rifat ve Melih Cevdet’le birlikte Sesimiz isimli bir dergi çıkardı. Sanatçının yaşamının bu evresi aruz vezni kurallarını ve ahengini kavradığı ve ilk şiirlerini yazdığı dönem oldu.

Kanık, gene lisede tiyatro çalışmalarına katıldı. Örneğin, Raşit Rıza’nın oynadığı Aktör Kin oyununda rol aldı. Ankara Halkevi’nde Ercüment Behzat Lav’ın sahnelediği Ahmet Vefik Paşa’nın Molière’den uyarladığı Zor Nikah’ta Üstâd-ı Sanî’yi, Maurice Maeterlinck’in Monna Vanna’sında ise baba rolünü üstlendi. Kanık, sonraki yıllarda tiyatro alanındaki çalışmalarına çevirmen olarak devam etti ve pek çok oyunu Türkçe’ye çevirdi.

Şair 1932 yılında, liseden mezun oldu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nin felsefe bölümüne kaydını yaptırdı. 1933 yılında Edebiyat Fakültesi Talebe Cemiyeti başkanı seçildi. 1935 yılına kadar devam ettiği üniversiteyi bitirmeden okuldan ayrıldı. İstanbul Üniversitesi’ne giderken bir yandan sürdürdüğü Galatasaray Lisesi’ndeki öğretmen yardımcılığı görevine, okuldan ayrıldıktan sonra bir sene daha devam etti.

Ölümü
Orhan Veli’nin Abidin Dino tarafından tasarlanan ve Nevzat Kemâl tarafından inşa edilen Aşiyan Mezarlığı’ndaki mezar taşı. Mezar taşındaki Emin Barın tarafından yazılan Orhan Veli/1914-1950 yazısı şairin şiirde karşı çıktığı kafiyeden vefatıyla bile kurtulamadığının bir kanıtı gibidir.

Orhan Veli, Yaprak’ın kapanmasının ardından İstanbul’a geri döndü. Aynı yıl 10 Kasım’da bir haftalığına geldiği Ankara’da belediyenin kazdığı bir çukura düştü ve başından hafifçe yaralandı. İki gün sonra İstanbul’a döndü. 14 Kasım günü bir arkadaşının evinde öğle yemeği yerken fenalık geçiren şair hastaneye kaldırıldı. Beyinde damar çatlaması yüzünden başlayan rahatsızlığın sebebi doktor tarafından anlaşılamadı ve Kanık’a alkol zehirlenmesi teşhisiyle tedavi uygulandı, ancak beyin kanaması geçirdiği sonradan anlaşıldı. Aynı akşam sekizde komaya giren şair gece 23.20’de komadan çıkamayarak Cerrahpaşa Hastanesi’nde hayata veda etti.

Lisedeki edebiyat hocası Ahmet Hamdi Tanpınar, Kanık’ı hastanede ziyaret etme fırsatı buldu ve bu olayı şöyle anlattı:
“     Daha orta mektebin birinci sınıfında talebem olan Orhan’ı Cerrahpaşa Hastanesi’nde son defa oksijen çadırının altında yarı çıplak, güçlükle nefes alır ve o kadar güzel hayallerin yakaladığı dünyamızı yalnız akı görünen gözlerinden boşanırken gördüğüm günü hiçbir zaman unutamam. Şiirimize tatlı anlaşmazlığı ve lezzeti getiren zeka, kendisi olmaktan çıkmıştı. ”

16 Kasım günü morgda yapılan otopsiden önce Sanat Dostları Cemiyeti tarafından Orhan Veli’nin yüzünün mulajı alındı. 36 yaşında ölen şairin cenazesi 17 Kasım 1950’de, Beyazıt Camii’nden kaldırıldı. Cenaze, akademisyenler, yazar ve sanatçılardan oluşan kalabalık tarafından Sirkeci’ye kadar taşındı, oradan bir otomobil ile Aşiyan Mezarlığı’na götürülerek defnedildi. Rahatsızlandığı sırada üstünde bulunan ceketin cebinden bir diş fırçasının sarılı olduğu kağıda yazılmış Aşk Resmi Geçidi isimli şiiri çıktı. 1 Şubat 1951’de arkadaşları tarafından anısına Son Yaprak çıkarıldı. Tek sayı olarak basılan bu dergide Orhan Veli’nin daha önce yayınlanmamış Aşk Resmi Geçidi şiiri de yer buldu.

Sanat hayatı
Şairliği
Orhan Veli’nin edebiyat dünyasına girdiği günlerde etkilendiği isimlerin başında Baudelaire, Verlaine, Rimbaud gibi Fransız şairler vardı. Onların, özellikle de sembolistlerin Türkiye’deki temsilcilerinden biri olmuştu.

Orhan Veli Kanık’ın 1936 yılında başladığı şiir hayatı üç dönemde incelenebilir: Garip öncesi (1936-1941), Garip dönemi (1941) ve Garip sonrası.

Garip öncesi
Bu dönemdeki şiirleri eski ve yeni şiirleri olmak üzere iki devrede incelenebilir.

Eski şiirleri

Orhan Veli’nin ilk şiirleri 1 Aralık 1936 tarihinde Varlık Dergisi’nde yayınlandı. O günlerde Ahmet Hamdi Tanpınar, Ahmet Muhip Dıranas, Ahmet Kutsi Tecer, Necip Fazıl Kısakürek gibi şairler Ahmet Haşim’in Fransız sembolistlerinden ilham alarak oluşturduğu simgelerin gücünden yararlanan şiirlerinin takipçisiydi. Ahmet Haşim’in saf şiir anlayışını benimseyen bir diğer şair olan Cahit Sıtkı Tarancı ise diğer dönemdaşlarından aksine gündelik yaşamı da şiirlerinin içine almaya çalışıyordu. Nazım Hikmet Ran ve Ercüment Behzat Lav ise biçim ve özde yenilik yaparak vezinsiz, serbest ve toplumcu şiirler yazıyorlardı.

Kanık’ın ilk şiirleri, Necip Fazıl, Ahmet Muhip, Ahmet Hamdi ve Cahit Sıtkı kuşağına bağlıdır. Bu eserler, içerik, biçim, dil ve tarz olarak klasik ve geleneğe bağlı olarak yazıldılar. Daha sonraki çalışmalarının aksine şiirlerinde uyak da kullanan Orhan Veli ayrıca benzetmelere ve sıfatlara geleneksel bir şekilde yer verdi. Ölüm, doğa, rüya, zaman, aşk gibi temaların işlendiği bu dönem eserlerinde hiç ironiye rastlanmaz. Şair henüz kendine ait bir dil geliştiremediği için şiir anlayışı ve mısra yapısında Baudelaire’in; konu, işleyiş, dil ve üslupta ise Necip Fazıl’ın etkisi altındaydı.

Gün Doğuyor, Oaristys, Ebabil, Eldorado, Kurt, Zeval gibi eserlerini içeren ilk dönem şiirlerinde şair, yalnız ve mutsuz bir kişinin yaşamını anlattı, acılarını, isteklerini, aşklarını dile getirdi. Orhan Veli eski şiirlerinde akıldan çok duyguya, gerçeklikten çok romantikliğe, toplumsallıktan çok bireyselliğe önem verdi. Bu açıdan da Kanık’ın edebiyat dünyasına girişi okuduğu ve sevdiği yabancı şairlerin etkilenerek ve Türkiye’de onları takip eden şairlerin arasına katılarak oldu.

Yeni şiirleri

Şair, 1937 yılından sonra eski şiir anlayışından uzaklaşarak Garip akımının habercisi olan yeni bir tarz benimsedi. Kanık’ın bu yeni şiirleri 1937 – 1941 yılları arasında Varlık, İnsan, İnkılâpçı Gençlik gibi dergilerde ve ölümünün ardından Vatan (1952) ve Papirüs’te (1967) yayınlandı. Sayıları 51’i bulan Garip’in ilk örnekleri olan bu eserler, abartılı bir dille yazılmıştır.

Dönemin şiirlerinden farklı yapıtlar ortaya koymaya karar veren Orhan Veli, ilk olarak ölçü ve uyağı daha sonra ise tasviri, şairaneliği, hayali, süsü ve zekâ oyunlarını şiirinden çıkarttı. Sadelik ve basitliği önemseyen sanatçı, duygudan çok akla önem vermeye başladı. Halkın kullandığı kelimeleri tercih etmeye başlayan Kanık hayat karşısında kötümser, ironik, ümitsiz, inançsız görünmektedir. Yeni şiirlerinin temaları ise çoğunlukla tabiat, insan, aşk, çocukluk, savaş, hayat, sarhoşluk ve seyahat oldu. Şair bu dönemde, çoğunlukla kısa şiirler yazmayan başladı. Nurullah Ataç bu çalışmaların Fransız sürrealistlerin yazılarını ve Japon haikularını anımsattığını söyledi. Orhan Veli de o yıllarda arkadaşlarıyla birlikte Fransız gerçeküstücüleri sık sık okuduklarını açıklamıştır. Yine de sanatçı, noktalama işaretleri kullanması, imgeyle simgeden kaçınması, şiiri insanın duyularına değil aklına hitap eden bir sanat haline getirmeye çalışması gibi özellikleriyle sürrealistlerden ayrılır.

Kanık’ın bazı şiirlerinde oluşturmaya çalıştığı yeni tarzla ilgili acemiliği ortaya çıkar. Bu şiirlerde mısralar yan yana yazılınca bir nesir oluşur. Şairin bu dönemine ait eserleri arasında Fena Çocuk, Ağaç, Kuş ve Bulut, Tereyağı, Gangster, Pazar Akşamları gelir.

Garip dönemi

1941 yılında Orhan Veli, Melih Cevdet ve Oktay Rifat’la birlikte Garip adlı şiir kitabını yayınladı. Bu kitapla birlikte şairin tarzının önceki dönemine göre daha tutarlılaşmış ve gelişmiş olduğu düşünülür. Kanık, kitabın önsözünü kendi yazdı ve şiir hakkındaki düşüncelerini açıkladı. Bu önsöz Garip akımının manifestosu kabul edilir. Orhan Veli, o günlerin aydınlarının şiir anlayışı sebebiyle kendisine “garip” gözüyle baktıklarını açıklamıştır. Akımın adının da bu bakış açısından geldiği sanılmaktadır. Garip akımı kendisinden önceki şiir anlayışına bir tepki olarak doğdu. Kanık ve arkadaşları Ahmet Haşim’in eserlerini, Nazım Hikmet’in toplumcu şiirlerini ve hececileri reddetmişlerdi.

Şair bu dönemdeki şiirlerinde klasik uyak düzenini ve vezni kullanmadı. Ona göre hakiki şiir için vezin ve kafiye mutlak gerekli olan şeyler değildi. Kanık, kafiyeyi reddetse de düzensiz ses yinelemelerine sık sık başvurdu ve onlara anlam vurgusunu oluşturan temel bir işlev yükledi. Eserleri incelendiğinde sanatçının ses yinelemeleri, sözcük öbeği yinelemeleri, söz dizimsel yinelemeler, ek yinelemeleri ve dizelerin aynen yinelenmesi gibi tekrarlara başvurduğu görülebilir.

Garip dönemi şiirlerinin bir diğer ortak özelliği ise Orhan Veli’nin konuşma dilinin doğallığını, sokak Türkçesini ve hatta halk argosunu eserlerine taşımış olmasıydı. “Kılıksız”, “cıgara”, “ıspanak”, “rakı”, “Hitler”, “boyacı sandığı” gibi sözcükler kullanan şairin Kitabe-i Seng-i Mezar isimli şiirinde kullandığı “nasır” kelimesi büyük tartışmalara sebep oldu. Kanık, böylece hem divan hem de halk şiirinde egemen olan romantizm anlayışını da yıkmış oluyordu. Öte yandan teşbih ve istiareyi terk ettiği için şiirinde yalın bir dil ortaya çıktı. Orhan Veli’nin Garip hareketiyle getirdiği yeniliklerin diğer ikisi ise Türk şiirinde öteden beri soyut olarak dile getirilen evrensel hümanizmin yerine somut ve belirgin bir hümanizm koyması ve belirli kişileri hedef alan taşlama geleneğini ilk kez bir şair olarak kendisine yöneltmesiydi.

Orhan Veli, o günlerde kişisel şiirler yazdığı kadar sosyal konulara da eğildi ve dar görüşler ile törelerin gülünçlüğünü alaylı sözcükler kullanarak anlatmaya çalıştı. Ayrıca, şairin hece ve sözcük bakımından boyutunu ve şiirdeki sayısını azaltarak dizenin şiirdeki egemenliğini ortadan kaldırdığı da söylenir.

Garip sonrası

Orhan Veli, “Garip sonrası” olarak adlandırılan 1945-1950 yılları arasında dört kitap yayınladı: Vazgeçemediğim (1945), Destan Gibi (1946), Yenisi (1947) ve Karşı (1949). Ayrıca, şairin 1949-1950 yılları arasında yazılmış fakat vefatı sebebiyle yayınlanamamış şiirleri de mevcuttur. Kanık’ın garip sonrası dönemde yazdığı şiirler “garibin devamı” ve “garipten farklı” olarak iki ana grupta toplanabilir. Şair sanatındaki değişimi 1945 yılında ikinci baskısı yapılan Garip’in önsözünde “Onları beş sene önce yazmıştım. Beş sene sonra da aynı şeyleri söyleyecek olduktan sonra neden yaşadım” diyerek açıkladı.

Bu dönemde düşünceleriyle birlikte eserleri de farklılaşmaya başlayan Orhan Veli’nin yıkıcılıktan ayrılarak yapıcılığa yönlendiği ve şiirinin estetik yönünü zenginleştirmeye çalıştığı gözlemlenebilir. Değişiminin göze çarpan yanlarından biri de şairin Vazgeçemediğim ile birlikte uyak kullanmaya başlaması oldu. Bu döneminin en ayırt edici özelliği ise şairin halk şiirine duyduğu ilginin eserlerine yansımasıydı. Bu konuda Vazgeçemediğim içinde yer alan İstanbul Türküsü isimli şiir bir dönüm noktası kabul edilmektedir. Destan Gibi içinde yer alan Yol Türküsü isimli uzun şiir de sanatçının bu tarza olan yönelişinin bir örneğidir. Orhan Veli bu dönemdeki şiirlerinde gülmece öğelerini azalttı. Halk şiiri tarzında yazdığı eserlerinin konusu çoğunlukla kişisel duygular olsa da özellikle Yenisi ve Karşı’da toplumsal konulara da değindi. Asım Bezirci, Orhan Veli’nin bu tarz konulara eğilmeye başlamasının sebebinin İkinci Dünya Savaşı ardından pahalılık ve yoksulluğun alt tabaka kadar orta ve üst sınıfı da etkilemesi olduğunu iddia etti.

Kanık’ın kelime kullanımı, dize ve cümle yapısı halk şiiri özellikleri taşıyan eserleri dışında benzer şekilde devam etti. Öte yandan ilk dönem şiirlerinde sık rastlanan yinelemeleri halk şiirine yaklaşması ile daha da fazla kullanmaya başladı. Şairin halk kültürüne olan bu yakınlaşması vefatı sebebiyle yarım kalmıştır.

Çevirileri

Orhan Veli, Türkçe’ye şiir, hikâye ve oyun çevirileri yaptı. İlk kez 1947 yılında Varlık Yayınları tarafından basılan Fransız Şiirleri Antolojisi’nin önsözü ve kitapta yer alan şairlerin biyografileri de sanatçı tarafından yazıldı. Oktay Rifat ve Melih Cevdet’le birlikte çalıştığı Batıdan Şiirler isimli kitaptaki 31 şiirin altı tanesi Kanık tarafından çevrilmişti. 1948 yılında, Doğan Kardeş Yayınları’ndan çıkan La Fontaine’den Masallar’da ise La Fontaine’nin 49 masalını çevirdi. Şairin hayat görüşü ile La Fontaine’nin felsefesi arasında yakın ilişki olduğuna inanılır. Orhan Veli’nin şiirlerinin de hikâye karakteri taşıması ve sanatçının yaşama karşı alaycı duruşu bu inancı destekler.

Orhan Veli, 1937-1941 yılları arasında Ki-Ka-Ku isimli Japon şairinin 30 haikusunu Türkçe’ye çevirdi. Bu şiirler aralıklarla Varlık Dergisi’nde basıldı. 19 Mart 1946’da ise Tercüme Dergisi’nin Şiir Özel Sayısı’nda Hai-Kai’ler başlığı altında tümü yayımlandı. 1945 yılında yayımlanan Üç Hikâye isimli kitapta Gogol’un üç öyküsü bulunuyordu. Bunlardan Burun ve Fayton’u Orhan Veli çevirmişti. Charles Lamb tarafından çocuklar için hikâyeleştirilmiş William Shakespeare’in Venedik Taciri’ni ise 1949 yılında Şehbal Erdeniz’le birlikte çevirdi.

Kanık ilk oyun tercümesini Oktay Rifat ile birlikte 1943 yılında Alfred de Musset’nin Bir Kapı Ya Açık Durmalı Ya Kapalı isimli eserini çevirerek yaptı. Ertesi yıl aynı yazarın Barberina’sını Türkçe’ye kazandırdı. Bu çeviri Milli Eğitim Bakanlığı Dünya Edebiyatından Tercümeler serisinin 53. kitabı olarak yayımlandı. Sanatçı, 1944’te Moliere’in üç oyununu çevirdi. Orhan Veli’nin çevirisini yaptığı Jean Anouilh’in Antiogone isimli oyunu ise şairin ölümünden önce basılamadı. Bu oyun şairin vefatının ardından İstanbul Devlet Tiyatrosu’nca sergilendi. Ölümünün ardından basılan ve sergilenen bir diğer çevirisi ise Jean-Paul Sartre’ın Saygılı Yosma’sı oldu. Kanık, son olarak İrène Nemirovsky’nin Les Chiens et les Loups adlı oyununu İtlerle Kurtlar ismiyle Türkçe’ye tercüme ediyordu. Sanatçı, 245 sayfalık bu eserin 105. sayfasını çevirmesinin ardından hayata gözlerini yumdu. Orhan Veli’nin tamamlayamadığı diğer iki çalışma ise Moliere’in Elit Prenses’i ve Madame de Sévigné’nin seçme mektuplarıydı.

Kullandığı temalar

Her şeyin şiire konu edinilebileceğine inanan Orhan Veli ve arkadaşlarının Türk şiirine yaptığı en büyük katkılardan biri de bu inançlarını eserlerinde uygulamaları oldu. Bunun için de ilk olarak sıradan insanı kendilerine konu edindiler. Böylece, eski şiirlerdeki kahramanlaştırılan ideal insan tipinin yıkılmasını sağladılar. Divan şiirinde insan, aşkın arayıcısı olan kusursuz ve soyut bir varlık; Namık Kemal, Tevfik Fikret ve Mehmet Akif gibi şairlerin eserlerinde toplumu için mücadele eden bir kahraman iken Orhan Veli’nin şiirlerinde gündelik sorunların peşinde koşan sıradan bir vatandaştı. Örneğin Kitabe-i Seng-i Mezar şiirinin kahramanı olan Süleyman Efendi, hayattaki en önemli sorunu nasır olan, Allah’ın adını sık anmasa da günahkar sayılmayan, varoluş problemi yaşamayan bir adamdı. Süleyman Efendi’yle ilgili olarak Orhan Veli: “Ben hayatı sadelik içinde geçmiş basit bir adamın hayatından bahsetmek istedim. Acayiplik olsun diye yazmadım şiiri, neşretmeden evvel de bu kadar yadırganacağını tahmin etmiyordum.” dedi. Nasırı önemseyip edebiyata soktuğu için eleştirenlere ise şu cevabı verdi: “Hayatından daha büyük manevi ızdırapları olmayan bir insan için nasırın mühim olduğunu telakki ediyorum”.

Toplum eleştirisi teması da Orhan Veli tarafından sık sık kullanıldı. Fakat şair, bu konuyu kendisinden önce bu türün örneklerini veren Namık Kemal, Nazım Hikmet ya da Tevfik Fikret gibi isimlerin aksine ironi ve parodi tekniklerini kullanarak işliyordu. Hardalname, Cımbızlı Şiir, Vatan İçin, Bedava ve Kuyruklu Şiir’in örnek olarak verilebileceği şiirlerinde sadece durum tespiti yapıp herhangi bir ideolojiyi savunmaması sebebiyle sanatçı burjuva şairi olmakla da suçlandı.

Orhan Veli Dedikodu, Söz, Tahattur, Şanolu Şiir, Sereserpe, Eski Karım, Aşk Resmigeçidi gibi pek çok şiirinde ise aşk ve cinsellik konusunu işledi. Öte yandan çocukluk şairin hem Garip öncesi hem de Garip döneminde sık sık kullandığı temalardan biriydi. Bu temanın örnekleri arasında Ağaç, Kuş ve Bulut, Rüya, Robenson sayılabilir. Sanatçının çocuk algısıyla yazdığı şiirlerde duygu tonu diğer şiirlerine göre çok daha fazladır.

Şairin işlediği diğer temalar arasında yaşama sevinci (Ne Kadar Güzel, Sokakta Giderken, Güzel Havalar, Birdenbire), savaş (Bizim Gibi, Tereyağı, Gangster), yolculuk (Yolculuk, Seyahat) gelir. Talât Sait Halman’a göre varolmanın ve yaşamın sevincini Türk edebiyatına sistemli olarak yerleştiren isim Orhan Veli olmuştur. Ayrıca, Kanık, Nedim ve Yahya Kemal ile birlikte Türk şiirinin sayılı İstanbul şairlerinden biri kabul edilmektedir.

Takma adı

Orhan Veli, Mehmet Ali Sel ismini takma ad olarak kullandı ve pek çok şiirini bu isimle yayımladı. Örneğin, ilk şiirlerinin yayımladığı Varlık Dergisi’nin Aralık 1936’da çıkan sayısında “Varlık’ın şiiri kadrosu yeni ve kuvvetli genç imzalarla zenginleşmektedir. Aşağıda dört şiirini okuyacağınız Orhan Veli, şimdiye kadar yazılarını neşretmemiş olmasına rağmen olgun bir sanat sahibidir. Gelecek sayımızda onun ve arkadaşları Oktay Rifat, Melih Cevdet ve Mehmet Ali Sel’in şiirimize getirdikleri yeni havayı daha iyi belirtecektir.” dendi. Arkadaşı Oktay Rifat, bu isimle ilgili olarak “galiba yırtmaya kıyamadığı şiirlerini bu adla çıkarırdı” açıklamasını yaptı. Orhan Veli ise Baki Süha Ediboğlu’nun konuyla ilgili sorusunu şu şekilde yanıtlamıştı:

O zamanlar çok şiir yayınlıyordum. Adımın her zaman görünmesi hem benim için hem de dergi için doğru değildi. Bir de şu var: Mehmet Ali Sel benim bazı tecrübelerime alet olmuş bir isimdir.

Etkileri

Orhan Veli’nin öncüsü olduğu Garip akımı dönemin genç şairlerine örnek olduğu gibi bir çok ünlü şairini de etkiledi. Kanık’ın vefatının ardından Oktay Rifat ve Melih Cevdet yeni bir şiir geliştirmeye yönlenseler de 1950’ler boyunca Garip’in Türk edebiyat dünyası üzerindeki etkisi devam etti. Dergilerde bu akımın kopyası olan şiirlere sık sık rastlanıyordu. Mehmet Doğan bu tarz şiirlerle ilgili “İmzalar olmasa hangi şiirin kime ait olduğu anlaşılmamaktadır” yorumunu yaptı. Muzaffer Erdost’un İkinci Yeni adını verdiği şiir hareketi de o günlerde Garip’e tepki olarak doğdu. Akımın öne çıkan isimleri arasında İlhan Berk, Cemal Süreya, Edip Cansever, Turgut Uyar, Sezai Karakoç ve Ece Ayhan yer alıyordu. Birinci Yeni olarak adlandırılan Garip akımı gibi İkinci Yeni de Türk şiirinin gelişimine büyük katkıda bulundu. İkinci Yeniciler, Garipçilerin aksine anlaşılırlık yerine anlamca kapalılığı, somuta karşılık soyutlamayı, imgeci ve biçimci bir şiir anlayışını savundular.

İkinci Yeni’nin önde gelen bazı isimleri şiire ilk başladıkları günlerde Garip etkisinin altında şiirler de yazmışlardı. Örneğin, Edip Cansever’in ilk denemeleri, yaşama sevincini dile getirdiği bu tarzda eserlerdi. Turgut Uyar’ın 1958 yılında büyük kente yerleşmesinin ardından değişen kültür ve ilişki ortamı şiirine de yansımıştı. Uyar, bu değişimin Orhan Veli etkisinden uzaklaşmasını nasıl sağladığını şu cümlelerle açıkladı: “Beni yazdığım şiiri yazmaya iten neden çevremin değiştiğini görmemdi. Birdenbire kentleşen dünya, birdenbire karşılaştığım neon lambaları, büyük oteller, bir takım yeni gelişmeleri haber veren durumlar beni artık Orhan Veli şiiri yazmakla kurtarmıyordu.”

Ahmet Oktay, Orhan Veli ve Garip akımının Rıfat Ilgaz’dan Suphi Taşhan’a pek çok farklı şairi değişik derecelerde etkilediğini söyledi. Oktay’a göre Cahit Irgat’ın imgelerinin altında dahi Garip şiirinden çok şey bulunabilir. Ayrıca, Sabahattin Kudret Aksal, Salâh Birsel, Behçet Necatigil, Suat Taşer, Metin Eloğlu, Rüştü Onur, Necati Cumalı gibi isimler de Orhan Veli ve onun önderlik ettiği Garip akımının etki alanından geçmişlerdir.

Şairin pek çok şiiri farklı sanatçılarca bestelendi. Anlatamıyorum Alpay, Hümeyra, Bedava Yaşıyoruz Cem Karaca, Özdemir Erdoğan, Dedikodu Levent Yüksel, Pireli Şiir Timur Selçuk ve Vesikalı Yarim Edip Akbayram tarafından seslendirildi. Klasik Türk müziği şarkısı olarak bestelenen İstanbul Türküsü ise Ahmet Özhan tarafından okundu. Murathan Mungan, Orhan Veli’nin şiirlerini Bir Garip Orhan Veli ismiyle oyunlaştırdı. Oğuz Aral’ın yönettiği ve Müşfik Kenter’in rol aldığı tek kişilik oyun 1980 yılından beri Kent Oyuncuları tarafından sergilenmektedir. Oyunun, Müşfik Kenter’in sesinden bir albümü de yayınlanmıştır. Metin Üstündağ ise 2002 yılında Orhan Veli’lemeler isimli bir kitap yayınladı.

1989 yılında Ramazan Üren’in yazı işleri müdürlüğünde Sunay Akın ve Akgün Akova’nın destekleriyle Yeni Yaprak dergisi çıkmaya başladı. Bu derginin logosu Orhan Veli’nin Yaprak’ı ile aynıydı ve ilk sayısında tıpkı Yaprak’ın ilk sayısında olduğu gibi Orhan Veli’nin Alış-Veriş şiiri yer alıyordu.

14 Kasım 2000’de M. Şeref Özsoy tarafından Beyoğlu’nda açılan Orhan Veli Şiir Evi’nde ise şiir ve fotoğraf alanında etkinlikler düzenlenmektedir. Ayrıca, şairin ölüm yıldönümü olan 14 Kasım’da 1996 yılından beri Orhan Veli yürüyüşü düzenlenmektedir. Yürümeyi çok sevdiği bilinen Kanık’ın anısına sevenleri o günde Taksim’den sanatçının mezarının bulunduğu Aşiyan’a kadar hep birlikte yürümektedirler.

Eserleri

Şiir kitapları

  •     Garip (1941, Resimli Ay Matbaası)
  •     Vazgeçemediğim (1945, Marmara Yayınevi)
  •     Destan Gibi (1946, Ölmez Eserler Yayını)
  •     Yenisi (1947, İnkılâp Yayınevi)
  •     Karşı (1949, Güney Matbaacılık ve Gazetecilik)
  •     Bütün Şiirleri (1951, Varlık Yayınları)

Hikâye/Şiir

Nasreddin Hoca Hikâyeleri (1949, Doğan Kardeş Yayınları)

Yazılar

  •     Nesir Yazıları (1953, Varlık Yayınları)
  •     Edebiyat Dünyamız (1975, Bilgi Yayınları. Hazırlayan: Asım Bezirci)
  •     Bütün Yazıları (1982, Can Yayınları)

 


Bu Yazıyı Paylaş! Google+!


Sponsorlu Bağlantılar

Selçuk Gönültaş

DMCA.com Protection Status